27 Ocak 2012 Cuma

Doğumgünüme gelmeden önce yazayım dedim.. Hazırlık olsun


Küçükken her doğumgünümde Teoman'ın Paramparça şarkısını mırıldanırdım.. 

"Bugün benim doğumgünüm.. 
Hem sarhoşum.. 
Hem yastayım.." 

Etrafımdan elele sevgililer yürür çaktırmadan bana bakarlardı. Bazen bir iki kız aşkını ilan eder, beklentiyle gözlerime bakarlardı. Bazen kimse olmazdı. Aynadaki yansımama bakar merak ederdim. Şu aynayı tamamen kaplayan vücudumu saracak, arkamdan yaklaşıp boynuma sarılacak, saçlarımı koklayacak o doğru kişi.. Kim olacaktı? Ellerim o hayali kadının ellerini sıkarmışcasına yumruk olur, kendi tırnaklarım avucumun içimi acıtana dek sıkılırdı. Gözlerim yanmaya başlayıncaya dek aynadaki gözlere bakardı. Ardından kendime sırt çevirir ve başka bir şarkının sözleri ağzımdan kopardı; 

"Mutsuzluktan sarhoşmuş..." 

ve ben mutlulukla dans eden sevgilileri ite kaka kendime yol açar, eve, daha rahat bir şekilde yalnız kalabileceğim evime yürürdüm... 

"Bugün benim doğumgünüm.." 

[A.A]

Katil olmak..


Bedenler yalan söyleyemez.. Dudaklar, diller, gözler... Hiç biri yalan söyleyemez. Sen yeterki buna ınan. Dudak dudakta, dil dilde susar. Yalanlar kadının boğazında ölür.. Neden ölmesin ki? O an bütün kalbini kaplayan o kadının, saçlarını okşayan ellerin, burnuna değen burnun... Söyle bana, neden senin yerine o an katil olmasın ki? Çoğu erkek cinselliği amaç olarak düşünür. Bence araç.. Anın seni öldürmesini engellemek için.. Sevmek ve sevilmek için. Daha geçerli birşey bulursanız sadece çenenizi kapayın ve o gerçeği kendinize saklayın. Ben katil olmaktan memnunum. 

[A.A] 

Tabut


Hayatıma giren çoğu kişi sıradan bir tabutta yatan cesetlerden daha ölüydü. Harfler genelde şüpheli ölümleri açıklayamaz. Özellikle ölen kişi hala yanında, gözlerinin içine bakıyor, kulağına sözcükler fısıldıyorsa. Bir yalan gibi ölü olan bir sevgili. Parmak uçlarına değen teni.. Bir düşman kadar soğuk. Dudaklarına temas eden dudakları.. Bir duvar kadar sert. Ve bir kefen misali etrafını kaplayan aşk sözleri... 

[A.A] 

Terk


Çantası tek omzundan sarkıyordu. Gizli adımlarlar hep zaman gittiği bir yere ilkkez onunla buluşmak adına gidiyordu. Olacaklardan haberi yokmuşçasına gülümsedi. Sonunda biricik aşkının yüzünü okşayabilecekti. Caddenin küçücük bir çıkmaz sokakla birleştiği köşesinden karşıya geçmek için bir adım attı. Bir ses üzerine soluna baktı.. 

Bir çanta o gün ilk defa kanla ıslandı. Bir kulaklık ilkkez bir cesedin elinden tuttu. Ve çocuk ilkkez gerçekten terk edildi. Peki ya şimdi? Kim ağlayacaktı? 

[A.A] 

İsimsiz


Saçlarıma bir yağmur damlası misali şefkatle dolanan ince uzun parmaklar nasılda acı veriyor artık bana. Acılığı ile beni ürperten şekersiz kahvelere gömüyorum kendimi. Senin o özen dolu gözlerinle beni inceleyen herseferinde farklı ama anlaşılmaz bir çehre kazanan şu kadınlara içimi korku ile kavuran bir acıma hissi duyuyorum. Çok uzun zaman önce beni senin gibi seven kadınların bana ayna olan suratlarını hatırlamayi bıraktım. Nefessiz kalmış bir zihne sahibim. Isimler doluşuyor yaşların hep eksik kaldığı gözlerime. Bir sevgili gibi kıskanıyorlar sanırım seninle dolup taşan gözlerimi. "Bana bu boş ve anlamsız sözcükleri büyük bir özenle yazdıran yalnızlık mı, yoksa bu sözcükleri karaladığım için mi yalnızım?" gibi bu yazının anlamsızlığına anlamsızlık katan bir cümle kurtuluyor, kahve denizlerinde dalgalara karşı yüzmekten dolayı zaten kararmış aklımdan. Dünyayı bütün açıklığı ile görmemi sağlayan ikinci el at gözlüklerimi büyük bir dikkatle yere düşürmüşüm. Sayın okurlar, sizde takdir edersiniz ki sarhoş hayatı adamı savurgan kılıyor... Neyse ışte yine neyseler ve geçiştirmelerle körelmiş, umutsuzluk ve umut dolu bir yazının daha sonuna geldim. Çoğunun aksine bu yazıyı yalnızca kafein eksikliği olarak özetliyorum. Başka bir kağıtta, kalemim ile işlediğim başka bir cinayette görüşmek üzere. Herzamanki gibi elveda...

[A.A]

Uzun süre aranın ardından..


Dayanamadım yazıyorum yine. Benim olmayan bir kalem elimde.. Günüm çok doluydu bugün. Sensizdi ya... Dolu olmalı. Eğer boş olsaydı, olmayan varlığına ayıp olurdu.. Bilirsin saygıda kusur etmem. Ondan yani bu kelimelerimde. Sözde yazmayı bırakmıştım. Veya bırakacaktım işte herneyse. Ama bağımlılık gibi bırakamıyorum. Aklıma sen gelmiyorsun her seferinde. Şöyle bir hüzünleniyorum. Nasıl sen gelmezsin ya! Sen gelmeliydin! Bunca sayfayı uğruna çürüttüğüm insan sensin sonuçta...

Bugün içki konusunda biraz hızlı gidiyorum çünkü senin gölgelerinden birinin sen olmadığını fark ettim yine. Hep sen değilsin.. Hiç olmuyorsun zaten! Benim için bir hiç olamadın ulan ! Içkiden ya.. Saçmalıyorum işte boşver. Ber dakikada 3 büyük birama başlayacağım. Yanımda herkes var. Istediğim herkes. Hiçkimse yine çok konuşuyor, başım ağrımaya başladı. Herzaman böyle çok konuşurdu zaten. Benim kulağıma fısıldardı. Size susardı. Özelliklede sana. Nasılda susardı öyle değil mi? Büyük ihtimalle sana o yüzden bu kadar çekici geldi, seni böyle tavladı. Bana da öyle sussaydı beni de tavlardı. Ama bak tavlayamadı işte. Herzaman ki gibi zor adamı oynuyorumda diyebiliriz. Hani şu insanları yakmak dışında bir işe yaramayan ateşten bahsediyorum. Benden be, benden!

Şimdi bu kafayla düşüncelere dalsam.. Çıkmasam. Ben bu kadar çabuk çarpılmazdım ya. Tanrının sevgili kuluyum sonuçta... En azından şöyle bir on bira falan gerekirdi. Daha beşe geldim mi? Sayılar ne zaman bir oldu? Matematik ne zaman öldü? Ben mi öldürdüm yoksa beni de öldürdüğün gibi sen mi? Harfler dökülüyor. Cümleler birbirine savaş açmışlar. Sense arada kalmışsın. Geçen bir arkadaşın dediği gibi;
-Elimden birşey gelmez !
Bak senin şerefine içiyorum yine. Kimsenin doğumgünü değil ama tanıştığımız günün üzerinden tam olarak... Daha demin aklımdaydı ya! Valla... Neyse neyse, bugünü şeref günü ilan ediyorum! Öyleyse şerefe!

Birazda kendimden bahsetmek istiyorum. Daha 17 yaşında, insanların söyledikleri yalanlardan ve şuan kanına, o taze kanına, karışan alkolden tiksinen bir gencim. Insanlar, özelliklede kızlar, sıkıldıkça bana lanet ederler. Benim suçum sanırsam... Fakat emin değilim, Aileminde olabilir. Sonuçta bu düşüşü başlatan onlar. Dibe daha vuramadım. Birçok katmanı geçtim. Seni geçtim, onu geçtim, beni geçtim hatta bizi bile geçtim! Yakında dibe vururum ya, umudum sonsuz... Yada umutsuzluğum ışte, herneyse.

Yanımdan sürekli boş bakışlı insanlar geçiyor, umutsuz erkekler ve kadınlar. Çoğunun sorunu aynı;
Aşk...
Bir şair demiş ya, "Yakından baktığında değişir herşey... O zaman kahrolursun..."
nasılda kahroluyorum.. Herzaman yakından bakmak zorundayım çünkü.. Özelliklede sen ve ben'e. Ne alaka deme. Çok alaka. Gözlerim bozuk benim..
Sarhoş olduğum nasılda belli oluyor, öyle değil mi? Sarhoş veya değil.. Nefretle doluyum. Aşk değil yani.. Nefret bu ya.. Harbi bak. En nefret ettiğm aşkımsın belkide. Ondan yazıyorum yani. Başka bir nedeni yok. Seni hep düşünüyorum ama hiç aklıma gelmiyorsun. Düşünmem ondandır yani. Seni hala sevmemden falan değil. Neyse ya... Biraz işim var, sarhoş olacağım. Ha birde yazmayı bırakacağım.

[A.A]

Devrik ve Anlamsız.. eğer güzel birşey arıyorsan hiç okuma derim..


Bugünde haklarımı sonuna kadar kullanacağım. Dün aşık olma hakkıydı
kullanıp tükettiğim bugünse kötü olma.. Haklar sen gözlerime bakıp
gülümserken sonsuzdu hani.. Sonsuzu tükettik beraber, artık yoksun..
Farketmez geriye baksan bende yokum sonuçta. Sonsuz tükendiğinde güneş
yere damlamaya başladı, ay güneşe akmaya başladı. Yerdeki Güneş
birikintisine sıçrayıp etrafı güneşe bulamak geliyor içimden.. Ayda
yüzmek gözlerinle dansetmek hatta.. Hayallerim misketmişçesine oyunlar
oynamak sonundada hepsini toplayıp eksik var mi diye kontrol etmek..
Eksik herzaman vardır. Eksik bir kuraldır.. Kurallar çiğnenmek için
koyulmaz uzaktan acı ile seyretmek için konulur. Seyretmek insanın
misyonudur. Aşık olmak terkedilmiş bir meleğin merakıdır, misyon bu
meraktan doğar ve leylekler tarafından bir şişe viski ile insanlara
sunulur. Alkol insanı uyutur, uyku düzen, düzense şeytanları getirir.
Seytanlarla dans güzeldir, özelliklede yağmur kokan toprağa uzanıp
gökyüzünü seyrederek dans ediyorsan, gökyüzü sana elini uzatır ve göz
kırpar. Elini tutup küçük bir öpücük kondurursun ve senin adında bir
gezegen doğar.. Güzel birgündür o gün.. Kazık yemek için güzel birgün.
Kazık atan melek kanatlarını sana verir ve uçmani ister, tam
havalandığında kanatların aslında kelimelerden ibaret olduğunu
anlarsın.. Ve ışte hayata düştün, hayatta melek yoktur. Cennette meleğin
işi ne? Melekler gerçek dünyadadır hayatta değil.. Ömrünü aramakla
geçirirsın. Bulursun ve sonunda ölürsün. Ölüm nede güzeldir sonunda
huzur.. Ve düşüşün devam eder, din vurur aşk vurur, siyaset vurur,
yetmez melek vurur, gezegen vurur, güneş aka aka gelir vurup kaçar, ay
akar avuçlarına birde o vurur, hayaller vurur birde yetmez dost vurur..
Elveda diyen o güzel dudaklar gider duyamayan kulaklar gelir, viski içip
deliren yıldızlar gelir. Aşk gelmezse ayıp olur..


A.A

Yaşanmamış


Kulaklarımda yıne teklıfler ve acık sacık sarkı sozlerı yankılanıyor. Bır ıkı sıır mısrası ve ardından bıra sıselerının parcalanma sesı, sefkatlı fısıldamalar ve ardından lanetler.. Cogu zaman cumleler “deger mıydı“ dıye bıtıyor, bazen “yalanmıs“ dıye baslıyor ve bazen baska sıırlerle karısan alakasız kelımeler ucusuyor havada, bır kız cıkıyor koseden agzında bır sıırın yıtık bır mısrası, “Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi…“ Ve sonra yaslar sozcuklerle beraber muzıge ayak uyduruyor.. Dusuyor dusuyor ve dusuyor. Benım omuzlarımı sıyırıyor ve onun ayak parmaklarına carpıyor. Basımı omzuna koyuyorum.. kız heyecanla tıtrıyor. “Kimi sevsem, onun hep...“ Burnuna degen burnum sozunu kesıyor... “Yeter artık“ dıyorum.. “Yeter. Sus bak ben senı sevıyorum!..


A.A

Dünyanın bir yerinde


Adam son kez kadının gozlerıne baktı.. Icınde yankılanarak
yukselıyordu kadının soyledıklerı. Ozellıklede basıt ve ugrasmadan
yuzune vurulan “Ayrılık“ kelımesı.. Bu noktaya nasıl gelmıstıler? Oyle
mutluydular kı.. Bır damla yas adamın cıplak ayaklarına temas ettı. Bu
kadar mı dedı, bu muydu yanı? Pekı ya su sonsuz asklara ne oldu!? Kadın
kafasını ıkı yana salladı arkasını dondu ve hızla oradan uzaklastı. Adam
hıc bırsey hıssedemıyordu, hayat gıdıyordu ıste.. Hızlı adımlarla ondan
uzaklasıyordu.kadın yok oluncaya dek apartmanın kapısında kıpırdamadan
durdu, kaybolduktan sonrada durmaya devam ettı. Sonunda alt komsusu onu
durttugunde kendıne geldı ve Bır hayaletmıscesıne daıresıne cıktı.
kapıdan gırerken kapı cercevesıne carpan omuzu morarmıs olmalıydı ama o
takmadı. Salondakı kanepeye gıttı ve kendısını bıraktı. Anılar kafasını
dolduruyordu. Kadın ona ılkkez bu kanepedeyken dudaklarını sunmustu..
Sonra televızyona ve ses sıstemıne baktı. Iste ılkkez o televızyonun
karsısında dans etmıslerdı. kadına ılkkez orada asık oldugunu
soylemıstı. Ilkkez orada alnını ve heyecandan kızarmıs yanaklarını
dudakları ıle yoklamıstı. Sonra boynuna dogru kaymıs ve opmeye devam
etmıstı. Kadının o tatlı bır melodıyı andıran gulusu hala
kulaklarındaydı. Nedendı? Neden.. Omuzları sarsılmaya basladı. Hayır
dıye fısıldıyordu sureklı olarak. Sende benı bırakma!


A.A

Şerefe


Bak görüyor musun, zor tuttum kendimi . Yine yazıyordum çocukça; Ya
bitti bu bira! Sen tabi beni hiç sarhoş görmedin değil mi... Beni
yanlış anlama sevgili, sarhoş değilim. Alakam yok... Kulaklarımda ki bu
uğultu, gözlerimden akan yaşlar falan, sarhoşlukla alakası yok. Beni
tanıdığını söylemiştin... Hatırlıyor musun? Hala... hala tanıyor musun?
bunca çabaya rağmen? hala... o saf velet seninle sanıyorsun değil mi?
Neyse ya benim içtiğim her yudum, bu zıkkıma harcadığım her kuruş...


Mutlu ol diye, Senin Şerefine sevgili..!


A.A

Korku


Bu gün En büyük korkunuz. diye bir soru ile yüzyüze
geldim. Hiç düşünmeden doldurmam gerekiyordu. Testin kuralları
böyleydi. Ve ben doldurdum... En büyük korkum kaybetmekten korkacağım
bir şey kazanmak... Ya evet işte böyle bir şey çıktı karşıma.
Kazanmamalıyım... Fakat şöylede birşey var ki, birşeyin sonu olduğu
için o şeyi hiç yaşamamak mantıklı mı? Maneviyat ve Maddiyat...
Bunlardan nasıl arınabilirim ki? "En büyük korkunuz" sorusu boş
kalmalı. Bir insan neden kazanmaktan korkar ki? Kazansam elime ne
geçecek? Kaybetmeye mahkum olan bir insanım yalnızca... Sıradan bir
insan. Dünyada bir iz bırakamadım daha. 100 yıl sonra tarihin tozlu
sayfalarında kaybolup gideceğim... beni silecek olanlarda tıpkı benim
gibi zavallı insanlar olacak. O zavallı insanlar şuandada varlar,
etrafımdalar... Dostlarım, kardeşlerim, düşmanlarım, aşklarım...
Hepsi... Kaybedecek o kadar çok şeyleri var ki...


...İçimden o şeyleri kaybetmelerini sağlamak geliyor. Yapmalı mıyım?


[A.A]

Son Not..


Elimi görseydin ne kadarda kızardın şimdi, hep yara bere...
Kendime, bilmeden de olsa, zarar vermeme çok kızardın zaten. Hatırlar
mısın? Dövmek lazımdı beni... Gerçi artık birşeyi değiştirmez, sonuçta
gittin. Mutlu falansin şimdi. Öyle demiştin bana... Neyse ya, boşver.
Hayat bu. Ellerim yaraları ile mutlu, hem beni kendime zarar verdiğim
için dövecek kimse de kalmadı... Dünyalar benim. Şimdi çarpsan kapıyı
"Siktir lan, ne dünyası!" desen, hemen teslim olurum, haklısın. Kendimi
avutuyorum galba.


[A.A]

Muhabbet


Bir kez kırıldımı bu kalp, bir kez ortadan ikiye bölündümü bunun
geri dönüşü yoktur. Bitmiştir benim için. Eski ben belkide çırpınmaya
devam ederdi, ama onun çırpınışlarını ve çığlıklarını yeni ben dışında
kimse duymadı. Şimdi....


Merhaba diyin.


Ve o kadar korkmuştumki... Peki diyebildim yanlızca... Peki...
Olacak herşeye peki... Canım yanacak herşekilde en azından yanlız
olayım canı yananlar mabedinde... Kafamı dinlerim belki.


Ve ardından o girmişti hayatıma, yavaşça şu sözcükleri eklemişti yeni bene,


Bazen insanlar sana mırıldanır ya hani... Yapma, bu kadar kolay
olamaz falan diye. Rahat ol, güçlüsün. Usta bir demircinin elindeki
demir gibi... Darbeleri yiye yiye sertleşiyor, güçleniyor,
güzelleşiyorsun... Rahat ol, güçlüsün. Canın yana yana öğrendin, can
yaka yaka öğrettin... Evet ya işte sen tam busun...


Usta bir demirci olan, kutsal demir... Aynen... Güçlü kal ki, güçlü kıl... Ve rahat ol, yapabilirsin!


Karşı çıkmıştım bende,


Hala acı çekiyoruz... Daha ne kaybettik ki? kaç yaşındayız? hayatın
belalarını ne kadar biliyoruz, güzelliklerini..? İnsanlar gerçek
kayıplar ve ihanetler yaşıyor... Bakın... Bakın! Bizim tek ihanetimiz
kendimize, kaybımızsa kafalarımızda... Ve siz sevgili insan oğulları,
kafanızı fazla yormamaya çalışın çünkü sonunda zaten kaybedeceksiniz...


Peki şimdi? Yanlarındayken bile beni görmeyen insanların izindeyim..
Kimse bakmazken bile yalanlar söyleyebiliyorum
Nasılsın? Hala Çok iyiyim hatta mükemmelim...
Sizden ve hatta kendimden utanıyorum
Çünkü anlatmaya da üşeniyorum
Ne anlatmadım ki? ne kaldı anlatılmamış? Nerede Kaldı?
Yalnız olduğuma göre terk etmiş yalanlarım da..
Çok mantıklı geliyor değil mi?? Halbuki Ne kadar saçma..


Susmuştu... Ne demeliydi şimdi? Hayatımda yeniydi sonuçta...


Söyleyin... Ne yapmalıydı?


Tanrı "Aşk olsun." dedi ve Aşk oldu...


[A.A]

Katilin


Biliyor musunuz, artık sıkıldım.. Kaybetmekten. Sürekli kafamda
dönen bir kelime var... tek kaybedemediğim şey belkide... Şimdi
heyecanla bekliyor olmalısın, Sen falan dememi... Hayır..

Hayat işte... Öğrenmemiş olarak kalmak için neleri vermezdim ki...
Belki bir dakika için, bir saat.. birgün... ne bileyim ne kadar
olursa... Yeterki saf geçirebileyim.. seni görmeden mesela... seni
görmeden bir kaç dakika önce. bir dakika diyelim. sana sormadan önce...


Sen kimsin? diye sormuştum ya..
Neden sordum ki? Gözlerini görünce dayanamadım. Sormalıydım... İçimden yükseldi bu bir çift kelime.

Bazen yağmurda dolaştığımda bana kızardın ya... Yada bir bira
içtiğimde... Hani daha yeni, demiştin ya.. Eğer o birayı içersen
telefonuna cevap vermem . Üzgünüm... Ben o birayı çoktan içmiştim... Ne
farkedecekti ki, hangi alkol bu yarayı kapatabilir... hangi kelime
gözlerimi örtebilir... hangi bakış beni hayata döndürebilir....
Hangisi? Sen yokken vücudum uyuşsa ne fark eder? Sen yokken edilmiş
avutucu bir iki kelime... Söyle bana ne fark eder? Ve Hangi bakış
tabutumu açabilir?

**

Ve ardından kız kafasını kaldırdı... Yaşlarını elinin tersi ile sildi, gözlerini çattı...
Tabut mu? Ne birası... Ne sözü... Sende kelimelerinin arasına avuçlar dolusu keşkeler serpiştirenlerden misin?

Kelime derken, Sana karşı edilmiş kaç kelimem vardı ki... Sen kimsin
dediğinde yuttuğum o kelimeleri duymalıydın... Hepsi senin suçun! evet
evet senin suçun... Katilin demiştim, duymadın mı? bu kelimeleri
yazarken bir yandan da mırıldanıyorum... Duymadıysan, kulak kabart
bak...


Katilin...


A.A

Yas tutuyorsun panpa sakin


Ve unutmak bugünkü konumuz, Bir ayyaşın ağzından yuvarlanarak
dökülen kelimeler gibi... Yada bir aşığın ağzından isteksizce hatta
umutsuzca dökülen kelimeler gibi...


Unutmak...


Daha yeni bir film seyrettimde, filmde diyordu ki, Yas tutuyor! Bu
bir süreç... Unutmak diyince aklınıza ne geliyor? "O"nu unutmak mı?
Yada acıyı? Deneyimleri.. Aşkı? Yaşadığın ve yaşamadığın fakat onunla
alakası olan herşeyi? Neden ki..? Herşeyi unutabilirsin fakat şunu
unutma...


Yas tutuyorsun... Bu bir süreç...


[A.A]

Yeni..


Yine aynı şarkılar... yine aynı insanlar...yine aynı masa.. aynı
defter... aynı kelimeler... kalem farklı, trajik değil mi? bir dolu
aynının üzerine saçma sapan bir farklı... yaa evet çok trajik. farklı
şeyler hep trajik olmuştur zaten. elimin temas etttiği kadınlar,
bahaneler, küfürler, kavga nedenleri falan... trajik.! bazen aynı
olanlarda trajik oluyor gerçi, tebessümlerim mesela... hep farklı
kadınlar, aynı kelimeler, aynı bakışlar... onlara ilk başlarda
senmişsin gibi bakıyorum, bağlanıyorlar... fakat tutamıyorum kendimi!
affet... böyle şeylerede çok sinirlenirsin zaten... biliyorum.
insanlara artık depresif takılmadığımı söylüyorum, gülüyorum,
tavsiyelerde bulunuyorum... yaa sorma! çok mutluyum... sen gittin ya,
mutluyum işte... üzülecek parçamıda aldın götürdün sonuçta, nasıl mutlu
oluyorum? ne bileyim işte... olurum ben.! olsun yinede aynı şeyi
tekrarlayıp duruyorum... üstad iyi söylemiş be!


Gelme şiiri bırakırım!


ve ardından düşünüyorum...


Trajik...


A.A

Geçti


Daha demin yine senin resimlerine bakarken yakaladım kendimi...
Hemen silkelendim, kendine gel diye fısıldadım. bilgisayarın başından
şöyle bir kalktım... mutfağa gittim musluğu açtım.. suyu yüzüme
çarptım. yüzüme çarpan su, su değildi sanki... sendin. bu düşüncemi
farkedince ürperdim yavaşça mutfaktan çıktım.. film seyrediyordum ya
ben! sende nerden çıkmıştın... hemen bilgisayara oturdum, senin
resimlerinin olduğu face sayfasını acımasızca kapattım. sonuçta beni
bir kaç kez red etmiştin... ben öyle platonik takılan tiplerden
değilimdir. kafamı iki yana salladım, filmimi açtım... sonra birşey
oldu. bak dayanamadım, yine sana yazıyorum... bir gariplik var gerçi..
artık aklıma geldiğinde uyuşmuyorum, şöyle bir ürperiyorum...

Geçti... Tamam geçti.. Sakin ol...

A.A

...


Çocuk kafasını yatağından kaldırdı ve dikkatle karanlığa baktı...
Hayal olmalıyıdı... 'O'nun sesini duyduğunu sanmıştı... Bir hayal
daha... bu kaçıncı olmuştu? Ve sonra... tekrar duydu... ilk duyduğu
sesten çok farklı bir sesti bu, belkide annesininkiydi, belki
kaybettiği dostlarından birisinin, yada belki çocukluk aşkının,
yaralarını büyütmekten başka hiç birşey yapamamış bir avuç kızdan
birisinin sesiydi belki... yaraları çoktu. o bir gaziydi, yaraları
yüzünden yürümekte, ilerlemekte zorlanan bir gazi. şuan... yürümüyordu,
yalnızca duruyordu... bin farklı yara açmış bin farklı kızın her
birini tekrar tekrar yaşıyordu... ilk olarak annesi, ardından aşkı ilk
tecrübe ettiği kızlar, aşkı tecrübe edemediği ve saplantı haline
getirdiği, sonunda elde ettiği kızlar, yalancı kızlar, alçak kızlar,
saf kızlar, nefret dolu kızlar, yaralar dolu kızlar, hiç yarası olmayan
kızlar... hepsini tekrar tekrar yaşıyordu o an... ses kafasında birkez
daha çınladı, bu sefer ilk iki sesten daha sertti tonu... sanki emir
veriyordu! Ateş..! diyordu... zaten yaralarla süslenmiş vücuduna
saldırı emri veriyordu... ve çocuk sesin sahibini göremedi... hissetti,
kim olduğunu taa içindeki benlikte hissetti, oda bir gaziydi...
kalbinden geriye çok az şey kalmış, artık aşka olan inancını kaybetmiş
bir gazi... aralarında bir fark vardı, bu kız yürümeye devam
ediyordu... çocuğun aksine mücadelesine devam ediyordu... yaralarına
kanamaları dursun diye mikrop dolu et parçalarını bastırmıyor, yalnızca
teslimiyet içinde yürüyordu... nereye? ne için? kimse bilmezdi...
yaralarını ona hediye eden çocuğu düşünüp yazılar yazardı oda... aynı
çocuk gibi! oda yaralarını ona hediye eden kızları, hatta kadınları
düşünür, hayali bir kadın yaratır ve ona yazardı yazılarını... çocuk
gözlerini kırpıştırdı ve karanlığa dahada dikkatli baktı,
göremiyordu... hissedebiliyor, duyabiliyor fakat göremiyordu... daha
tanışmadığı bir insanı bu kadar iyi tanımak... korkutucuydu. nasıl
tanıyabiliyordu? oda kendisine benzeyen şu kızlardan mıydı yoksa...
belkide o yüzden tanıyordu? kaşlarını çattı ve mırıldandı... 'yine mi?'
ve cevap gecikmedi

'yine.'


bu sefer hastalıklı bir et parçasını yaralarına basmayacaktı çocuk!
hayır yapmayacaktı... üzerindeki yorganı sertçe yere attı,
kararlılıkla ayağa kalktı ve ışığı açmak için bir adım attı... ve
ardından bir adım daha.. bir adım daha ve ışığa yalnızca iki adım
kalmıştı. elini kaldırdı ve hamle yaptı. fakat... avucu bir başka avuca
değdi... ne oluyordu? parmakları korku dolu bir şaşkınlıkla kendi
iradesi dışında ellerini tutsak almış kızın parmaklarına kenetlendi.
ardından burnuna bir burnun değdiğini hissetti, yanağına dudakların
değdiğini, diğer kolunun sıkıca kavrandığını... kendisini
durduramıyordu, bu kız... sanki büyülemişti onu. ne yapıyordu böyle!
durmalıydı... yine başka bir et parçası sokmamalıydı hayatına... geriye
doğru bir adım attı ve yatağından o kadarda uzaklaşmadığını gördü,
yatağına düşmesiyle tuttuğu nefesini salması bir oldu... ses geri geldi
ve kafasında yankılandı... 'korkma birşey olmayacak, bu sefer yarana
bastığın şey mikrop dolu sıradan bir et parçası değil, sensin!
kendinsin... kaçtığın anıların... acı veren sonların... o yaralara
zaten neden olmuş şeyler..' ve kızın yanına uzandığını hissetti,
sıcacık nefesini yanağında hissetti, ve... yalnızca uzandılar... sabaha
kadar birbirlerinin nefes alış verişlerini dinlediler. çocuk sonunda
huzuru bulmuştu... sonunda uyuyabiliyordu..! bunca zamanın ardından,
uyuyabilmek... ah ne keyifliydi. ve bir anda kızın nefesini
hissedemediğini farketti, korkuyla gözlerini açtı... yalnızdı.
herzamanki gibi, yalnızdı... kızın sesi bir fısıltı halinde kulaklarını
doldurdu 'üzgünüm... daha tanımadığım birisine nasıl bağlanırım..?'
ve...


gitti...


çocuk arkasından yalnızca baktı... pencereye baktı, kapıya baktı,
yatağa baktı, gardıroba baktı, kitaplara baktı, dışarıdaki ağaçlara
baktı... Tek yapabileceği şeyi yaptı, acı içinde mırıldandı...


'Öyleyse ben nasıl bağlandım?'


Evet gaziydi... yaraları çok derin olan ve yürümekte zorlanan bir gazi...


A.A