Çocuk kafasını yatağından kaldırdı ve dikkatle karanlığa baktı...
Hayal olmalıyıdı... 'O'nun sesini duyduğunu sanmıştı... Bir hayal
daha... bu kaçıncı olmuştu? Ve sonra... tekrar duydu... ilk duyduğu
sesten çok farklı bir sesti bu, belkide annesininkiydi, belki
kaybettiği dostlarından birisinin, yada belki çocukluk aşkının,
yaralarını büyütmekten başka hiç birşey yapamamış bir avuç kızdan
birisinin sesiydi belki... yaraları çoktu. o bir gaziydi, yaraları
yüzünden yürümekte, ilerlemekte zorlanan bir gazi. şuan... yürümüyordu,
yalnızca duruyordu... bin farklı yara açmış bin farklı kızın her
birini tekrar tekrar yaşıyordu... ilk olarak annesi, ardından aşkı ilk
tecrübe ettiği kızlar, aşkı tecrübe edemediği ve saplantı haline
getirdiği, sonunda elde ettiği kızlar, yalancı kızlar, alçak kızlar,
saf kızlar, nefret dolu kızlar, yaralar dolu kızlar, hiç yarası olmayan
kızlar... hepsini tekrar tekrar yaşıyordu o an... ses kafasında birkez
daha çınladı, bu sefer ilk iki sesten daha sertti tonu... sanki emir
veriyordu! Ateş..! diyordu... zaten yaralarla süslenmiş vücuduna
saldırı emri veriyordu... ve çocuk sesin sahibini göremedi... hissetti,
kim olduğunu taa içindeki benlikte hissetti, oda bir gaziydi...
kalbinden geriye çok az şey kalmış, artık aşka olan inancını kaybetmiş
bir gazi... aralarında bir fark vardı, bu kız yürümeye devam
ediyordu... çocuğun aksine mücadelesine devam ediyordu... yaralarına
kanamaları dursun diye mikrop dolu et parçalarını bastırmıyor, yalnızca
teslimiyet içinde yürüyordu... nereye? ne için? kimse bilmezdi...
yaralarını ona hediye eden çocuğu düşünüp yazılar yazardı oda... aynı
çocuk gibi! oda yaralarını ona hediye eden kızları, hatta kadınları
düşünür, hayali bir kadın yaratır ve ona yazardı yazılarını... çocuk
gözlerini kırpıştırdı ve karanlığa dahada dikkatli baktı,
göremiyordu... hissedebiliyor, duyabiliyor fakat göremiyordu... daha
tanışmadığı bir insanı bu kadar iyi tanımak... korkutucuydu. nasıl
tanıyabiliyordu? oda kendisine benzeyen şu kızlardan mıydı yoksa...
belkide o yüzden tanıyordu? kaşlarını çattı ve mırıldandı... 'yine mi?'
ve cevap gecikmedi
'yine.'
bu sefer hastalıklı bir et parçasını yaralarına basmayacaktı çocuk!
hayır yapmayacaktı... üzerindeki yorganı sertçe yere attı,
kararlılıkla ayağa kalktı ve ışığı açmak için bir adım attı... ve
ardından bir adım daha.. bir adım daha ve ışığa yalnızca iki adım
kalmıştı. elini kaldırdı ve hamle yaptı. fakat... avucu bir başka avuca
değdi... ne oluyordu? parmakları korku dolu bir şaşkınlıkla kendi
iradesi dışında ellerini tutsak almış kızın parmaklarına kenetlendi.
ardından burnuna bir burnun değdiğini hissetti, yanağına dudakların
değdiğini, diğer kolunun sıkıca kavrandığını... kendisini
durduramıyordu, bu kız... sanki büyülemişti onu. ne yapıyordu böyle!
durmalıydı... yine başka bir et parçası sokmamalıydı hayatına... geriye
doğru bir adım attı ve yatağından o kadarda uzaklaşmadığını gördü,
yatağına düşmesiyle tuttuğu nefesini salması bir oldu... ses geri geldi
ve kafasında yankılandı... 'korkma birşey olmayacak, bu sefer yarana
bastığın şey mikrop dolu sıradan bir et parçası değil, sensin!
kendinsin... kaçtığın anıların... acı veren sonların... o yaralara
zaten neden olmuş şeyler..' ve kızın yanına uzandığını hissetti,
sıcacık nefesini yanağında hissetti, ve... yalnızca uzandılar... sabaha
kadar birbirlerinin nefes alış verişlerini dinlediler. çocuk sonunda
huzuru bulmuştu... sonunda uyuyabiliyordu..! bunca zamanın ardından,
uyuyabilmek... ah ne keyifliydi. ve bir anda kızın nefesini
hissedemediğini farketti, korkuyla gözlerini açtı... yalnızdı.
herzamanki gibi, yalnızdı... kızın sesi bir fısıltı halinde kulaklarını
doldurdu 'üzgünüm... daha tanımadığım birisine nasıl bağlanırım..?'
ve...
gitti...
çocuk arkasından yalnızca baktı... pencereye baktı, kapıya baktı,
yatağa baktı, gardıroba baktı, kitaplara baktı, dışarıdaki ağaçlara
baktı... Tek yapabileceği şeyi yaptı, acı içinde mırıldandı...
'Öyleyse ben nasıl bağlandım?'
Evet gaziydi... yaraları çok derin olan ve yürümekte zorlanan bir gazi...
A.A